Yusuf Avcı

freelance grafik tasarım

Göztepe Tribünü & Memleket Takımı ve Türk Futbolu?

Çoğumuz 80 90’larda büyüdük.

Türk takımlarının en büyük başarılarına şahit olduk.
Hakan Şükür’ler, Tanju’lar, Rıdvan’lar, Aykut’lar, Hami’ler, Tugay’ları gördük. UEFA kupasını gördük. Fenerbahçe’nin Manchester’ı deplasmanda yenmesini gördük…

Milli takımın en büyük başarılarına şahit olduk.
Almanya’yı yendiğimizi, İzlanda’ya 5 attığımızı, Dünya kupası üçüncülüğünü, Avrupa kupasında yarı finalleri, Oğuz’ları, Bülent Korkmaz’lari, Metin Ali Feyyaz’ları gördük…

Biz bir milli takım posteri asardık odamıza, o poster 5 sene kalırdı. Şimdiyese, sokakta görsek tanımayacağımız adamlar oynuyor bu takımda.

Tribünlerin en güzel yıllarına şahit olduk.
İstanbul derbilerinde full çeken statlar, karşılıklı seyirciler, İzmir’de kapalı gişe oynanan milli maçlar, ikinci ligte kırılan dünya seyirci rekorları gördük. Çocukluğumuzda gençliğimizde İzmir’de derbilerde tribünlerin eşit şekilde ikiye bölündüğünü ve günler öncesinden biletlerin bittiğini gördük.

Göztepe’nin ikinci altın yıllarına şahit olduk…
Çoğumuz 60-70lerdeki efsane Göztepe’yi sadece babalarımızdan dinlememize rağmen, Şevket’lerin, Atom Karınca Remzi’lerin, Hazreti Deniz’lerin, Ceyhun’ların, Hasan’ların, her maç bizi heyecanlandırdığı. 18 yıl sonra şampiyon olup da uzun süre süperligte oynayıp İstanbul takımlarına kafa tutan, ve uzun yıllar kemik kadrosu değişmeyen Göztepe’yi, ikinci ligte dahi Alsancak stadının balkon tribününü bile dolduran Göztepe’yi gördük…

Şimdi?

Deplasman seyircisine getirilen tribün yasaklarıyla, en ufak sorunda verilen stat kapatma cezalarıyla, e-biletler, passolig’lerle bitirilen tribün kültürü. 80-90larda 1.lig maçları trt’den verildiği yıllarda bile hınca hınç dolarken statlar, şimdi “en büyük” olarak sunulan takımların bile statlarına 1000-2000 seyirciyi zor toplaması.

Şimdi?

İzlanda Letonya Malta gibi takımları yenemeyen bir milli takım. Bırakın Avrupa’da yıldızlaşan Nihat gibi, Yıldıray gibi adamları, çoğumuzun ilk onbirde tanımadığı pek çok adam barındıran bir milli takım.

Şimdi?

“Avrupa Fatihi”nin neredeyse Şampiyonlar Ligi her maçında fark yemesi. 90larda hepimizin kadrosunu ezbere bildiği o Arçil Şotalı, Hamdi’li, Ogün’lü Abdullah’lı Trabzonspor’un, adını bile duymadığımız takımlara sahasında yenilmesi. Sözde SÜPER ligimizin şampiyonunun Avrupa’da bırakın futbolu, misket oynamasının dahi yasak olması!

Kesin bilgi, Türk futbolu bitmiştir!…

Değişmeyen tek şey nedir?

Son 7-8 sezondur hep minimum 15 adamını gönderip 18 yeni transfer yapan, ve her seneye tanımadığımız kadrolarla başlamasına rağmen, küme düşmemeye de oynasa, şampiyonluğa da oynasa, eski statüye göre şu an üçüncü ligte oynasa da, her iç saha maçında Türk liglerinde en çok seyirci toplanan ilk 5 maça giren Göztepe tribünü.

Değişmeyen GÖZTEPE tribünü için,

Eskiden konfetilerle yaptığımız şovları, tüm dünyada konuşulan meşale gösterilerimizi yasaklamalarına rağmen, telefon flaşlarını yasaklayamayacaklarını bilen taraftarlık ruhuna;

Bizlere hiç görmesek bile, o ruhu aşılayan Koca kaptanlara, Fevzi Ali Nevzat’lara;

İyi gününde kötü gününde yanında olmamız gerektiği inancını ve kuvvetini bize veren Göztepe bütünlüğüne;

Yıllardır içeride dışarıda bu takımı yalnız bırakmamamız için elinden geleni yapan, başta Yalı olmak üzere tüm taraftar grubu öncülerine;
Hangi ligte olursa olsun, o tribünleri dolduran ve maçtan çok tribün izleme keyfi verdiren her bir taraftarımızın o güzel yüreklerine
TEŞEKKÜR EDERİZ!

Türk futbolu katledilse de, GÖZTEPE tribün kültürü güçlenerek devam edecektir!

Erel Mez


Memleket Takımı Tutmak?

İstanbul’lu olmayıp, İstanbul takımı tutmak; kraldan çok kralcı olmaktır. Zira bir ülkenin neredeyse tamamının, sadece 3 büyük takımı desteklediği bir örnek yok dünya üzerinde. Bu “güce tapma” sevdası, kazananın yanında olmak ile başlıyor. Popüler Kültür ve Spor Basını bu durumun oluşmasında önemli etken. Fakat Futbol’un Anadolu’ya 60’lı yıllarda gelmesi de Anadolu Takımları’nın arka planda kalmasında önemli etken olmuştur. Bu gerçeği de göz ardı edemeyiz. Dedelerimizin zamanında Anadolu takımları yok iken, bu büyük takımları tutmak onlar için normaldi. Çocukları oldu, Rakip takımı tutmasın diye doğuştan empoze edildi babasının takımı. Ve bizler dünyaya geldik, bize de empoze etti babamız, dayımızın takımını tutmamak adına…

Neden memleket takımını değil de, İstanbul takımını tutuyorsun diye sorduğunuzda; “Çıksın süper lig’e tutarız kardeşim” cevabını sıklıkla duyarsınız. Yani herkesin Şehir yada semt takımını tutması için 90 takımlı bir Süper Lig olması gerekmekte benim canım Türkiye’mde!

Karşılaştığınız bir İngiliz turiste, Hangi Takımı Tutuyorsun? diye sorduğunuzda size “Cardiff” cevabını verip, cebindeki kombinesini gösterirse sakın şaşırmayın!
Almanya’da Köln, Stutgart, Mainz, Hannover, Hoffeinham her maçında stadını tamamen doldurur. Yine Almanya’da da her birey kendi şehir yada semt takımını tutar. Türkiye’de ki bilinç olmuş olsaydı, herkes Dortmund’li olurdu.

Başta da dediğim gibi, “ülkenin büyük takımlarından birini tutma zorunluluğu” sadece ülkemizde ve bazı 3.Dünya ülkelerinde görülebilir.